şifalı bitkiler
Kemik Sağlığımız konusu 12027 defa okunmuştur

Reklamlar

Kemik Sağlığımız

Kemiklerin özellikleri
Vücudumuzun çatısını oluşturan iskelet sistemi kemiklerden meydana gelir. Kemikler ağırlığımız taşırlar ve çeşitli fiziksel stresler sırasında ayakta durmamızı sağlarlar. Kemikler kemik hücreleri, protein matriks (osteoid doku) ve bu matrikse çöken minarel tabakasından oluşmaktadır. Bu bileşimin tümüne kemik kitlesi denmektedir. Kemiklerin sertliğini sağlayan minerallerin kalsiyum ve fosfat gelmektedir. Vücuttaki kalsiyumun %99’u kemiklerde bulunur ve kemikler aynı zamanda kalsiyum, fosfor ve magnezyum deposudur. Kemik dokusunun en önemli özelliği aktif bir yıkım ve yeniden yapım döngüsü göstermesidir. Kemikleri sürekli “harfiyat” yapılan bir inşaat yerine benzetebiliriz. Erişkin kemik dokusunun her yıl %10’u yeniden yapılmaktadır. Bu şekilde hem kemiklerin güçsüzleşmesi önlenmekte hem de organizmanın kalsiyum dengesi korunmaktadır. Kemik dokusundaki yapımdan osteoblastlar, yıkımdan ise osteoklastlar sorumludur.

Kemik Sağlığı nedir ve niçin önemlidir?
Bu bilgiler temelinde kemik sağlığından kemik dokusunun hem protein matriks hem de mineralizasyon yönünden yeterli olması anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle kemik sağlığı yaşam boyu kişinin kemik kitlesinin normal olması demektir. Son yıllarda erişkin sağlığında giderek önem kazanan osteoporoz “Kemik kitlesinin azalması ve kemiğin mikro mimarisinin bozulması sonucu kemiklerin kırılganlığının artması ile karakterize sistemik bir iskelet bozukluğu” olarak tanımlanmaktadır. Daha çok ileri yaşlardaki kadınlarda görülen osteoporoz genetik faktörler yanında beslenme, sigara içimi, alkol alımı, fiziksel hareketsizlik gibi çeşitli çevresel faktörlerle de ilgilidir. Osteoporoza bağlı kırıklar en sık vertebralar, ön kol ve femurun üst kısmında görülmektedir. İngiltere’de her yıl 150.000 kişide osteoporoza bağlı kemik kırıkları meydana geldiği bunun da 750 milyon sterlin sağlık harcamasına neden olduğu bildirilmektedir. Osteoporozun önlenmesi için hem kemik kitlesinin yeterli hale getirilmesi hem de kemik kaybının azaltılması gerekmektedir.

Çocuklarda kemik sağlığı ile osteoporoz ilişkisi
Erişkin yaşamdaki kemik sağlığı büyük oranda çocukluk ve ergenlik döneminde ulaşılan maksimum kemik kitlesine bağlıdır. Maksimum kemik kitlesi “pik kemik kitlesi” olarak da isimlendirilmektedir. İnsanlarda pik kemik kitlesi 30 yaşından önce tamamlanmakta ve oluşan bu “kemik bankası” daha sonraki yaşam için kaynak görevi görmektedir. Bu nedenle erişkin yaştaki ostoporozun önlenmesi büyük oranda çocukluk döneminde atılacak adımlara bağlıdır. Pik kemik kitlesi büyük oranda genetik faktörlerce belirlenmekle birlikte, öngörülen genetik potansiyele ulaşılması beslenme, aktivite, endokrin fonksiyon ve yaşam tarzını oluşturan diğer faktörlere bağlıdır.

Bebeklerde en önemli kemik sağlığı sorunu
Çocukluk çağında kemik mineralizasyonun yeterli olabilmesi için serum kalsiyum ve fosfor düzeylerinin normal olması gereklidir. Bunun için de hem beslenmeyle yeterli kalsiyum ve fosfor alınması hem de barsaklardan kalsiyum ve fosfor emilimini sağlayan D vitaminin yeterli olması gerekmektedir. Organizmanın gelişmesinin devam ettiği, dolayısıyla kemiklerin uzadığı dönemde kemiklerin yetersiz mineralizasyonu rikets olarak bilinen “kemik zayıflığı” hastalığına yol açmaktadır. Bebeklik döneminde en önemli kemik sağlığı sorunu rikets hastalığıdır

Rikets (Raşitizm) gelişmekte olan ülkelerin önemli sağlık sorunlarından birisidir ve en çok 6-18 ay arasındaki çocukları etkilemektedir. Riketsin temel nedeni deride güneş ışınları etkisiyle sentez edilen D vitamini yetersizliğidir. Riketsin sık görüldüğü bölgelerde anneler genellikle ev içlerinde yaşamakta ve/veya fazla miktarda örtünmektedirler. Özellikle kış dönemindeki hamileliklerde vitamin desteği yapılmaması bebeklerin yetersiz D vitamini deposu ile doğmasına neden olmaktadır. Bu durumda anne sütü ile beslenmeleri de bebeklerin D vitamini yetersizliği sorunu ile karşılaşmasını önleyememektedir. Çünkü hem normalde anne sütündeki D vitamini düzeyi 12-60 IU civarındadır ve bu fizyolojik ihtiyacı (günde 400 IU) karşılamaktan uzaktır, hem de D vitamini yetersizliği olan annelerin sütündeki D vitamini düzeyi daha düşüktür. Son yıllarda çocukların yeterli güneş ışığına maruz kaldığı bölgelerde (örneğin Nijerya’da) kalsiyum alımındaki veya emilimindeki yetersizliklerin rikets nedeni olarak önem kazandığına dikkat çekilmektedir. Rikets havale geçirme, yürümede ve diş çıkarmada gecikme, kafatası kemiklerinin yumuşaklığı ve şekil bozukluğu, el bileklerinde genişleme, sık enfeksiyonlara yakalanma, baş terlemesi ve sürtünmeye bağlı arka kısımdaki saçların dökülmesi gibi bulgulara yol açabilir. Riketsin uzun dönemli kemik sağlığı üzerine esas etkisi bacak ve pelvis kemiklerinde yarattığı deformitedir. Yürüme çağında raşitizm geçiren çocuklarda dışa doğru eğrilmeler olur ve bazı hastalarda bu eğriliklerin cerrahi müdahale ile düzeltilmesi gerekebilir. Rikets geçiren kızların pelvis kemiklerindeki deformitenin doğum kanalının dar ve dolayısıyla zor doğumlara neden olduğu bilinmektedir.

Riketsin (Raşitizm) dolayısıyla çocukluk çağında kemiklerdeki mineralizasyon yetersizliğinin önlenmesi için annelerin ve bebeklerin yeterli D vitamini almaları veya üretmeleri gereklidir. Bunun için bütün hamilelerin yeterli güneş almaları, anne sütü alsalar bile bütün bebeklere doğumdan sonraki haftalarda en az günde 400 IU D vitamini başlanması gerekmektedir. Bebeklerin kendilerine yetecek miktarda D vitamini üretebilmeleri için bez bağlı olarak günde 10 dakika, baş,yüz el ve ayaklar açık olarak ise haftada 2 saat güneş görmesi gerekmektedir. Bu koşulların her zaman sağlanmasındaki zorluk düşünüldüğünde bütün bebeklere D vitamini desteğinin yapılması daha da önem kazanmaktadır.

Kemik sağlığı ile kalsiyum arasındaki ilişki
Son yıllarda çocukluk çağında kemik yoğunluğu düşüklüğünün erişkin kemik sağlığı bakımından önemli bulunması çocuklarda kalsiyum gereksinimi ve bu gereksinimin nasıl karşılanacağını güncel bir konu haline getirmiştir. Maksimal kemik yoğunluğunun sağlanması için çocukluk döneminde yeterli kalsiyum alınması gereklidir. Kemik yoğunluğunun arttırılması ise erişkin dönemdeki osteoporozu önlemenin en önemli yoludur. Yakın zamanda yayınlanan araştırmalarda 11-15 yaş arasındaki kızlardaki düşük kalsiyum alımının kemik kırıkları sıklığını arttırdığı, fazla fosfor alımına neden olan kola içme alışkanlığı ile kemik kırıkları arasında pozitif bir ilişki olduğu, yüksek kalsiyum alımının ergenlik dönemindeki kız ve erkeklerde kırıklardan koruyucu etkisi olduğu gösterilmiştir.

Besinlerle alınan kalsiyum ihtiyacının temel nedeni kemik mineral yoğunluğunu arttırmaktır. Bebekler çocuklar ve adolesanlarda kalsiyum gereksinmesi Amerikan Sağlık Enstitüsü (NIH) ve Ulusal Bilimler Akademisi Beslenme Komitesi (NAS) tarafından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Her iki kuruluşun önerileri birlikte değerlendirildiğinde yakın ergenlik döneminden başlayarak günde 1200-1500 mg kalsiyum alınması ve bu miktarın ergenlik dönemi boyunca korunması gerektiği anlaşılmaktadır.

Yaşamın ilk yılında anne sütü kalsiyum ihtiyacı için en önemli kaynaktır. Yalnızca anne sütü veya anne sütü + ek gıdalar ile beslenen bebeklerde daha fazla kalsiyum vermenin uzun dönemli kemik mineralizasyonu üzerine olumlu etkisi olduğuna dair bir kanıt yoktur. Eldeki veriler anne sütündeki kalsiyumun inek sütüne ve mamalara göre biyoyararlığının daha iyi olduğunu göstermektedir. Bu nedenle bütün mamalardaki kalsiyum miktarı anne sütüne göre bir miktar yüksek tutulmuştur. Prematüre bebeklerde kalsiyum gereksinimi zamanında doğan bebeklerden daha fazladır. Bu bebeklerin hem hastanede yatarken hem de daha sonra daha yüksek kalsiyum içeren ve prematüreler için hazırlanmış mamalarla beslenmesi gereklidir.

Ergenlik öncesi dönemdeki çocuklardaki kalsiyum gereksinmesi konusunda az bilgi vardır ve bu dönemde günde 800 mg kalsiyum alınmasının yeterli olduğu düşünülmektedir. Bu yaş gurubundaki en önemli konu çocuklara yeterli kalsiyum almalarını sağlayacak beslenme alışkanlıkları kazandırmaktır. Kalsiyum gereksinimi ile ilgili araştırmalar ergenliğin hemen öncesi ve ergenlik dönemindeki (9-18 yaş) çocuklar üzerine yoğunlaşmıştır. Puberte döneminde kalsiyum emiliminin arttığı ve kemik formasyonun çoğunluğunun bu dönemde olduğu bilinmektedir. Bir çok araştırma 9-18 yaş gurubunda net kalsiyum ihtiyacının 1200-1500 mg/gün olduğunu ve bunun üzerinde alınan kalsiyumun vücuttan atıldığını göstermektedir. Bu yaş gurubunda kalsiyum ilavesinin kemik mineral yoğunluğunu kısa dönemde olumlu etkilediğini gösteren çalışmalar olmakla birlikte esas önemli olan çocukluk ve ergenlik döneminde önerilen miktarlarda kalsiyum alımını sağlayacak besinlerle beslenmenin sürdürülmesidir.

Besinlerin arasında en önemli kalsiyum kaynağı süt ve süt ürünleridir. Bu nedenle erken çocukluk döneminde süt, yoğurt ve peynir yeme alışkanlığını kazandırılması önemlidir. Bu nedenle anne-babaların “süt içmeden yatağına girme” şeklindeki ısrarları yerinde bir tutumdur. Şişmanlık korkusuyla süt içmeyen adolesan dönemindeki kızlara yağ içeriği düşük sütlerin kalsiyum içeriğinin değişmediği hatırlatılmalıdır. Bir çok sebze de kalsiyum içermektedir. Kalsiyum ile zenginleştirilmiş meyva suyu ve kahvaltılık besinler de süt ve süt ürünlerini sevmeyen çocuklar için alternatif besinlerdir. Bütün çabalara rağmen yeterli miktarda kalsiyum içeren besin tüketmeyen çocuk ve adolesanlara mineral desteği yapılması gereklidir.

Çocukluk Döneminde Fiziksel aktivite ve kemik sağlığı arasında ilişki varmı dır?
Son yıllarda çocukluktan erişkinliğe girerken kemik kitlesinin yeterli olabilmesi için kalsiyum alımı kadar kemiklerin ve kasların gerilmesini sağlayacak türde (atlayıp, sıçramak gibi) fiziksel aktivite yapılmasının önemi üzerinde de sıklıkla durulmaktadır. Eskiden beri hareketsizliğin (yatak dinlencesi) ve uzay boşluğunda gibi ağırlıksız durmanın kemiklerin biyolojik döngüsünü olumsuz etkilediği, mineral kaybına yol açtığı ve dolayısıyla kemik kitlesinde azalmaya (osteoporoz) neden olduğu bilinmektedir. Kemik yapımı için mekanik gerilmelere duyarlı hücrelerin uyarılması gerekmektedir. Bunun için ise kemik yüzeylerinin gerilmesini sağlayan koşma, atlama, sıçrama (ip atlama), jimnastik hareketleri gibi fiziksel hareketlerin özellikle kemik yapımının hızlandığı adolesan döneminde yapılması büyük önem kazanmaktadır. Yine bu nedenle okullardaki beden eğitimi derslerine süre ve niteliğinin geliştirilmesine mutlak ihtiyaç vardır.

Yakın zamanda yayınlanan bir araştırmada 8 ay süreyle günde 10 veya daha fazla sıçrama hareketi yapan ve haftada iki kez atlama/sıçrama aktivitesi yapana çocukların normal okul aktivite programındaki çocuklara göre kemik dansitelerinde(yoğunluğu) %1.2 oranında bir artma olduğu göstermiştir. Kemik dansitesindeki % 5 oranındaki artmanın osteoporotik kırılma riskini %40 azalttığı düşünüldüğünde bu derecedeki kemik dansitesi artımının bile önemli olduğu üzerinde durulmaktadır. Benzer çalışmalarda kısa süreli ve belli bir ağırlığa karşı yapılan aktivitelerin ergenlik dönemindeki çocuklarda ve genç kadınlarda anlamlı ölçüde kemik dansitesi kazanımı sağladığı görülmüştür.

Önemli Noktalar
Halk sağlığı açısından erişkin yaştaki osteoporoz ve komplikasyonlarının önlenmesi büyük ölçüde çocukluk dönemindeki kemik sağlığına bağlıdır. Çocukluk dönemindeki kemik sağlığının korunması için başta bebeklik dönemi olmak üzere yaşam boyu yeterli D vitamini alınması, gebelerin D vitamini depolarının yeterli olması, özellikle ergenliğe yakın ve ergenlik yaş gurubunda (9-18 yaş) hem kalsiyum alımının 1200-1500 mg/gün civarında olmasının sağlanması hem de düzenli fiziksel aktivite yapılması gerekmektedir. Aileler erken yaştan itibaren çocuklarının kalsiyumdan zengin besinlerle beslenmesine önem vermelidir Bu amaçla okul programlarında kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri ile beslenmenin vurgulanması ve spor derslerinde atlama, sıçrama, koşma, jimnastik hareketleri gibi aktivitelere daha fazla yer verilmesi gereklidir. Çocuk hekimleri sağlam çocuğu izleminde kemik sağlığına önem vermeleri ve kronik hastalığı olan çocuklara kemik dansitesini

"Kemik Sağlığımız " Hakkında Yapılmış Bütün Yorumlar

Yazan :muratişli
Manyetik Alan Tedavisi Nedir? Manyetik alan stimulasyonu geleneksel fizik teddavinin bir koludur. Bu, vücudun savunma sistemini güçlendiren, hücre yıkımını yavaşlatan, hücre yenilenmesini hızlandıran ve bu sayede vücudun kendi kendini iyileştirmesini sağlayan girişimsel olmayan fiziksel bir tedavi yöntemidir. Diğer bir deyişle vücudun kendi kendini tedavi etme gücünün, hiçbir yan etki oluşturmadan, hiçbir rahatsızlık vermeden kimyasal olmayan bir yolla stimulasyonu olarak tanımlanabilir. Bu yöntem hücrelerin yaşam kaynağı olan besin ve oksijenin karşılanmasına, hücreler üzerinde zehir etkisi yapan karbondioksit ve metabolizma atıklarının temizlenmesine yardımcı olarak hücrelerin dejenere(tahrip) olmalarını yavaşlatıp, rejenere(yenilenme) olmalarını hızlandırmaktadır. Savunma sistemimizi güçlendirmekte ve vücuttaki “enerji” yi dengeleyerek vücudun kendi kendisini onarması için uygun bir doğal ortam oluşturmaktadır. Kullanim Alanları 1-Kırık Kemiklerde İyileşmeyi Hızlandırmak İçin 2-Kaynamayan Kırık Kemiklerin (Pseudoarthrosis) Tedavisinde 3-Kemik İltihabının (osteomiyelitis)Tedavisinde 4-Kemik Erimesinin Tedavisinde (osteoporoz) Tedavi Şekli 1. EMTS cihazını satın alarak ya da kiralayarak uzman doktor gözetiminde evinizde tedavi olabilirsiniz. 2. Tedavi günlük 8 saatlik periyotlarla 1-3 ay uygulanır

Sizde Yorum Yapmak istermisiniz ?

Yorumlar site yöneticisi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.

Sağlık Şifa Arama

Alternatif Tıp Nedir?

Son çeyrek yüzyılda modern yaşam tarzının getirdiği, kötü beslenme, hareketsizlik ve stres etkileri yaşamımızın dengesini alt üst etmiş durumdadır. Bu gibi nedenlerden dolayı çağımızda hastalıklarda artışlar görülmüştür. Tıp ilerlemesine rağmen, her derde deva olamamıştır. Bu gelişmeler üzerine asıl çarenin doğada olduğu anlaşılmıştır. Eskiden "kocakarı ilaçları" olarak tabir edilen yöntemlerin, günümüzde Alternatif Tıp inceleme alanına girmesi ile bitkilerin vucudumuz üzerindeki olumlu etkileri de kanıtlanmıştır. Doğadaki meyveler, sebzeler, baharatlar ve şifalı bitkiler bizlere doğanın bir hediyesi, yaradanın bir ikramıdır. Bizim bu ikramdan yararlanmamız alternatif tıbbın ortaya çıkışına ortam hazırlamıştır.

Sitedeki bütün konular